Çarşamba, Ekim 03, 2007

Nisan: Ne dedi çikolatayı verince Pelin?
Murat: "Teşekkür ederim ama annem çok çikolata yememi istemiyo" dedi.
Nisan: Aaa.. Niye? Dokunuyor muymuş?
Murat: Yok şişmanlamak İstemiyormuş. Ne yapıcam salatalık mı versem?
Nisan: Hahahaha...
Orhan: Neye gülüyosunuz? Bana da söyleyin bakalım..
Nisan: Kadın erkek ilişkileri üzerine konusuyoruz oglumla...
Orhan: Biraz erken değil mi?
Murat: Ben bu kızları hiç anlamıyorum zaten baba?
Orhan: Senin şimdi uykun gelmiştir ondan anlamıyosun.. ben yarın sana bol bol anlatırım..
Birlikte plan yaparız.. Tamam mı?
Murat: (Sessizce) Tamam.
Orhan: İyi geceler..
Nisan: Çok renkli rüyalar görsün benim oğlum e mi?
Murat: İyi geceler..
Nisan: İyi geceler..
Orhan: Biz de yatalım mı?
Nisan: Yatalım..
***
Komiser: Geç otur Ali Sinan.
Komiser: 2 başarısız kaçma girişimi; 1 tünel kazma; 6 kez isyana karışma; 21 hücre cezası... Güzel... Karnen pekiyiyle dolu... Hep düşünmüşümdür ömür boyu hapis cezası alsaydım, hiç umudum olmasaydı ne yapardım?
Ali: Boşuna yorulmayın ben cevap veriyim varolan şartlara uyum saglardınız idarenin gözdesi olurdunuz.. Siz duzen adamısınız müdür bey..
Komiser: Çok kitap okuyorsun sen içerde.. Kitaplar insanın aklını karıştırır..
Ali: Beni niçin çagırdınız?
Komiser: Serbetsin.
Ali: Anlamadım?
Komiser: Serbetsin Ali Sinan... Mahkeme kararıyla serbetsin. Suçlu olmadıgın kanıtlandı..
Ali: 10 senedir nerdeymiş o mahkeme? Hadi benimle dalga geçmeyin... Mesele neyse açık açık konusalım..
Komiser: Allah Allah.. Başka mesele yok oglum serbetsin.. İşte bitti.. Hadi yürü..
Ali: İyi... Ama nasıl?
Komiser: Orasını Avukatına Sorarsın..
***
Nisan: Mehmetle konuştum bugün..
Orhan: Hmm... Nasılmış ne yapıyormuş..?
Nisan: "Bugün onuncu evlilik yıldönümünüz onun için aradım" dedi... "Abim kesinlikle seni yıllardır göturdugu o restoranta götürür" dedi.
Orhan: Buraya sevdiğini zannediyordum..
Nisan: Seviyorum tabii. İyi burası..
Orhan kadife bir kutu uzatır,
Nisan: Hep hızlı davranıyorsun ama. Benim hediyem evde..
Orhan: Geçen gün Seyhan Usta'nın gösterdıgı gerdanlık.. Beğendiğini söyledi..
Nisan: Evet çok güzel..Merak ediyorum bazen mücevher dükkanımız olmasaydı bana ne hediye alırdın diye.
Orhan: Bu akşam seni mutlu etmek mümkün değil galiba..
Nisan: Tabii ki onu demek istemedim.. Yalnızca on yıldır burda yiyoruz yıldönümü yemeklerımızı ve sen on yıldır bana kadife bir kutu uzatıp duruyosun ..
Orhan: Şık bir restoranda yemek, müceverler... Eğer bir kadını bunlar da mutlu edemiyorsa...
Nisan: Haklısın.. Unut söylediklerimi..
***
Serra: Ben çıkıyorum Nisan Hanım.
Nisan: Efendim ?!
Serra: Bitti ders çıkıyorum demeye gelmiştim..
Nisan: Peki... Nasıl gideceksiniz bu yağmurda?
Serra: Bulurum bir taksi..
Nisan: Olur mu canım? 1 dk. bekleyın..
Nisan: Serra Hanım'ı evine sen bırakır mısın? Deli gibi yagmur yagıyor dışarıda?
Orhan: Mustafa yok mu?
Nisan: Evine dönmüş.. Şimdi Bu trafikte buraya geri gelmesi 2 saat ..
Orhan: Eee... Taksi? Taksi çagıralım?
Nisan: Yagmur yagınca biliyosun işte?! Hem ayıp taksiyle git denir mi? Ne olur bırakıversen?
Orhan: Peki..
Arabada,
Serra: Bu trafikte yola çıkmak zorunda kaldınız benim yüzümden.
Orhan: Sorun değil.. Evde oturmaktan sıkılmıştım zaten. (Vites değiştirirken eli Serra'nın bacağına değer) Pardon..
Serra: Sorun değil. Ben çok rahat oturmuştum..
***
Öğretmen: Aydınlar padişahın yetkilerini kısıtlamak, demokratik meclisler oluşturmak istiyorlardı. Bu yüzden de ilk önce Kanun-i Esasiye hazırlandı. Yani ilk anayasa. Peki, bu anayasa hazırlandıktan sonra ne oldu? Hani bir şey ilan edildi, neydi o? Birinci...?
Öğrencilerden biri parmak kaldırır,
Öğrenci: Birinci meşrutiyet.
Öğretmen:Aferin Pelin... Tamam! Şimdi size bazı resimler göstericem. Sizde bana kim olduklarını söylüceksiniz anlaştık mı? (Tepegözü çalıştırır) Evet.. Kim bu padişah? Tanıyan yok mu Son padişahlardan biri..
Murat: Ben biliyorum öğretmenim..
Öğretmen: Aferin Murat söyle bakalım. Arkadaşların da öğrensin.
Murat: O benim büyük dedem.
Sınıf gülerken öğretmen de şaşkınlıkla bakar...
***
3. Bölüm Fragman:
Orhan: Okulun adresini biliyorsun. Arabada giderken o bir şey sormadıkça onunla konuşmayacaksın.
Ali: Şimdi de şöforünüz oldum.
Murat: Babam hayatta tesadüf yoktur der!
Mehmet: Nisan her şeyden önce kendisine karşı sorumludur hayatta, yoksa mutsuz olursun.
Murat: Baba
Selim: Sen damarlarında kimin kanının dolaştığını unutmuşsun!
Mehmet: Baba
Selim: Sözümü kesemeyeceğini unutmuşsun.
Orhan: Murat'ın bu tür insanlarla samimi olmasından hiç hoşlanmıyorum.
Nisan: Ne tür insan Orhan sonuçta onu sen buldun!
Nisan: Ne okuyordunuz?
Ali: Bir roman.
Mehmet: Biz hep aynı yöne gidiyoruz ne tesadüf değil mi?
Orhan: Bu seyahat hiç gündemimde yoktu. Mehmet gidecekti.
Sera: Merhaba
Orhan: Nerdesin? Niye açmıyorsun telefonu?
Nisan: Dönelim mi?
Orhan: Sana hiçbir zaman güvenemem.
Ali: Öğreneceksin!
***
Ali kabus görerek uyanır Güneş yanındadır,
Güneş: Sana bişey söliyim mi ilk defa bu kadar huzur içinde uyudum.
Ali: Çok yalnız kaldın sen be, dile kolay 10 yıl...
Güneş: Yalnız değildim, sen vardın. Hep yanımda olduğunu düşündüm, bi gün çıkarıcam onu dedim.
Ali: Tuttuğunu koparan inatçı keçii..
***
Kasada sıradaki kadın: Sürüp sürüştürmeyi biliyor ama 10 saatte oradan oraya...
Kasiyer: Bozuğum yok hiç diğer kasaya geçseniz?
Kasada sıradaki kadın: Siz bozdursanız?
Kasiyer: bizim yerimizden kalkmamız yasak efendim
Kadın: çattık ya... hadi gel kızım
Ali gelir, tıraş bıçağı almıştır,
Kasiyer: 4 ytl.
Ali: Kusura bakma (100 ytl vermiştir)
Kasiyer: Boşveeer herkes hakkettiğini bulur.
Ali cıkar marketten, kız arkadan seslenir)
Kasiyer: Hatta bence tıraş olma sen. Hatta baksana tıraşını olmadan bi kere daha görüşelim seninle.
***
Numan: Sen çocuğunu gördün, onu da oğluna vericen.. Eee nasıl benziyo mu Elife, sana benziyo mu?
Ali: Elim ayağım boşaldı.. Saray gibi bi evden bi kadın bi adamla cıktı annesiyle babasıydı sanırım.
Numan: Konuştun mu ?
Ali: cık
Numan: Haydaaa oğlum sarıl bağrına bas.
Ali: Bunnca yıldır annesi babası bildiği insanlarn yanında, "Sen benim oğlumsun, ben hapisten yeni cıktım, hapse de anneni öldürdüğüm için girdim, doğru düzgün bi işim yok gel benimle" mi dicektim???
***
Ali, Orhanla konuşmuştur. Orhan da ona oğlunun 1 ay yaşayıp öldüğünü söylemiştir,
Ali: Oğlum ölmüş.. 1 ay yaşamış ya oğlumu gördüğümde bir an Elifi görür gibi oldum, oğlum annesine çekmiş dedim..
Numan: Ya ne malum bu herifin yalan söylemediği? Blöf yapmadığı?
Ali: Ben de bütün gün bunu düşündüm, hem belki yalan sölüyordur ama ben oradayken bir an telefonu çaldı görsen canından canmış gibi konuşuyodu bu kadarda olur mu abi?
Numan: Şimdi 99'da Yalova'ya gittiğim o sabah o enkazların arasnda öle bi dalmışım canla başla bi de baktım küçücük bi kız çocuğunun elinden tutmuşum, o da ağlayarak annesiyle babasını arıyor.. Kız küçücük.. Nasıl inandıysam, nasıl inandırdıysam kendimi ordakilere "Bu benim kızım" diyorum "Benim kızım." "Kayıtlara bakalım" falan dediler, neyse sonra elele enkazlar arasında bir süre dolaştık.. O ağlar, ben ağlar.. "Ulan numan" dedim, "oğlum senin kızın öldü diye başkasının kızını mı çalıcan?" Kızı oradakilere bıraktım sonra bi akrabası mı ne geldi galiba bilmiyorum.. Diycem o ki neye inanacağına insan kendi karar veriyor ve bi kere inandıktan sonra o yalan olmaktan cıkıyo, umut oluyor artık, umut...
***
Mezarlıkta,
Orhan: Ciğerleri zayıf demişti doktor, biz de onu atlatırsa iyi olur sandık, 1-2 hafta iyiydi ama sonra... böyle bi acının tarifi olamaz tabi ama iyi bi hayat yaşatmaya çalıştık ona..
Ali: Başarmışsınız da, gördüğüm kadarıyla gayet iyi bi hayatı var.
Orhan: Anlamadım??
Ali: Bu mezar 10 yıllık değil... Tıpkı senin hikayen gibi burası boş, alelacele yapılmış boş bi mezar... Çünkü oğlum yaşıyor..
Orhan: Hayır
Ali: Evet.. ve istersen kanıtlarım, açtırırım bu mezarı... Bu kadar zahmete girelim mi?
Orhan: Buna izin vermem... O gece sarıp kucağıma getirdikleri ilk an sevdim ben Murat'ı.. Küçücük bir bebekti, geceler boyu bekledim ateşi çıktığında ağladım "Alah'ım ne olur onu bize bağışla" diye.. Kötü bir şey yapmadık biz, annesi ölmüş, babası hapse girmiş bi çocuğa şans verdik, biz bir aile olduk.. O gece hastanede kalsaydı anasız babasız büyüyecekti oğlum...
Ali: Oğlum.
Orhan: Sen dünyaya gelmesine sebep oldun ama ben yetiştirdim onu..
Ali: Neden murat? Neden başka bi çocuk değil?
Orhan: Benim de başka şansım yoktu...
***
Selin: Hiç evlenmicem. Hadi ki evlendim, çocuk yapmicam. Sen?
Ali: Ben ne?
Selin: Çocuk istiyo musun?
Ali: …
Selin: Bi dakka!.. Senin çocuğun mu var yoksa?!..
Ali: …
Selin: Bi de evliysen?!..
Ali: Evli falan diilim. Çocuğun var mı?... Bildiğim kadarıyla yok. Ama, yanlış biliyo da olabilirim, di mi?... Bi erkek hiç bi zaman bu soruya net bi cevap veremez…
Selin: Az konuşuyosun ama… Konuşunca da…
***
3.Bölümden
Araba sahnesi;
Murat: Sen de bizle gelsene amca; beni okula bırakırsın.
Mehmet: Benim işim var, oğlum. Herkes senin gibi işsiz güçsüz değil ki! (Arabanın içine bakarak) Bu kim?
Murat: Şöforümüz Ali Abi.
Mehmet: Şaşkın, arkadaki?
Murat: He o mu :) Ali Abi'nin kız kardeşi. Çok güzel kız!
Mehmet: Bence de. Gel bakalım.
Güneş: Geliyorlar.
Mehmet: Ben yol üstünde inicem. (Güneş'e bakarak) Günaydın!
Güneş: Günaydın
Mehmet: Ben Murat'ın amcasıyım. İsmim Mehmet.
Güneş: Babası olmayacağınızı tahmin etmiştim zaten.
Mehmet: Sizin isminiz...?
Ali: Güneş... Kardeşimin adı Güneş. Eee Murat'la, Murat Bey'le aynı yöne gidiyordu da; bırakmak istedim. Bir mahsuru yoksa, tabi?
Mehmet: Tabi canım, ne demek! Hapimiz aynı yolun yolcusuyuz demek! Zaten en doğrusu da bu! Yani aynı yöne giden herkes farklı bir araba kullansa...
Murat: (Parmak kaldırarak) Küresel ısınma olur!
Mehmet : Aferin! Otur! On! ....... Ne diyorduk?
Güneş: Bir şey demiyorduk. Bindiğinizden beri siz konuşuyordunuz.
Murat güler ve Güneş onu severek,
Güneş: Ne güzel gülüyorsun sen! Eskiden benim çok sevdiğim bir arkadaşım, bir ablam vardı. Ona benziyor gülüşün.
Mehmet: Bizim aile gülüşüyle meşhurdur zaten.
Güneş: Bizimki de ciddiyetiyle!
Avukatlık bürosunun önünde;
Güneş: Ne işiniz var burda? Beni mi takip ediyorsunuz?
Mehmet: Evet :) Takip denmez aslında. Sabah gördüm buraya girdiğinizi. O yüzden kolay oldu.
Güneş ters ters bakar ve yürümeye başlar. Mehmet de arkasından gider,
Mehmet: Biz de hep aynı yöne gidiyoruz; ne tesadüf di mi?
Güneş: Ne istiyorsunuz?
Mehmet: Bir kahve içmek.
Güneş: Gidin için o zaman. Beni de rahat bırakın!
Avukatlık bürosunda;
Sekreter: Yeni müşteri. Necati Bey çıktı da, Güneş ilgilensin dedi.
Güneş odaya girer, bir an duraksar ve yerine oturur.
Güneş: Evet. Konu neydi?
Mehmet: Mehmet
Güneş: Konu neydi Mehmet Bey?
Mehmet: Bir kahve söylemeyecek misiniz?
Güneş: Söylemeyeceğim. Konu neydi?
Mehmet: Bir ihtarname çekmek istiyorum.
Güneş: Tabi, çekeriz. Kime çekicez?
Mehmet: Bağlantı kurmak istediğim bir şahıs var. Ama sürekli benden kaçıyor. Medeni bir şekilde oturup, konuşalım, diyorum ama. Beni reddediyor. Telefonlarıma cevap vermiyor. Gerçi telefon numarasını bilmiyorum ama neyse. İsmi Güneş. Soyadını bilmiyorum.
Güneş: Ya siz ne hakla...
Mehmet: Evet haksızlık, çok doğru! Bu çok büyük bir haksızlık! İkimiz içinde! O yüzden de ihtarname çekmek istiyorum. Eğer siz de uygun görürseniz, belki noterden bir teklif de verebiliriz; çıkma teklifi gibi bir şey! ... Bir kahve içebilir miyiz, artık?
Telefon çalar,
Güneş: Güneş Sinan buyrun.
Mehmet: Alo, merhaba. Ben Mehmet.
Güneş: Hangi Mehmet?!
Mehmet: Şu bal gibi hatırlamanıza rağmen "Hangi Mehmet?" dediğiniz Mehmet.
Güneş: Mehmet Bey, siz çalışmıyor olabilirsiniz ama bazı insanlar çalışmak zorunda; benim gibi. Şimdi hemen ne istediğinizi söylerseniz...
Mehmet: Lunaparka gitmek istiyorum akşam üstü. Sizi de götüreyim mi?
Güneş: Hatta bir sorun var galiba. Ben çalışmak zorundayım diyorum; siz?
Mehmet: Peki, peki! Zaten benim fikrim değildi; yeğenim istemişti sizi davet etmek. Murat; hani geçen gün görmüştünüz.
Murat şaşkın şaşkın amcasına bakar. Mehmet, Murat'ın kafasını tutup, çevirir ve defterini işaret eder,
Güneş: Murat'la mı gideceksiniz?
Mehmet: Sanırım hatlarda gerçekten bir problem var. Dediklerim anlaşılmıyor mu?
Güneş: Murat'a söyleyin; saat yedi gibi beni işyerimin kapısının önünden alabilir.
Güneş telefonu kapatır,
Mehmet: Hadi gene iyisin! Kaptık kızı, oğlum!
Murat şaşkın şaşakın bakmaya devam eder.
Lunaparkta;
Mehmet: Şaka maka sıkı döndürüyor ha! Adam bedava sarhoş etti bizi.
Murat: Bence çok sıkıcıydı. Bizim sınıftaki kızlar biniyor buna. Keşke şuna binseydik. (Hızlı treni işaret eder.)
Mehmet: Aaa o benim için biraz fazla hızlı galiba; ben almayayım.
Güneş: Hadi gel, beraber binelim.
Murat: Sahi mi?
Mehmet: Hani yükseklerle pek aran hoş değildi?
Güneş: Yoo binerim ben.
Murat: Ben gidip biletleri alayım o zaman.Sen de oraya gel Güneş Abla.
Güneş: Tamam.
Mehmet: Sana acilen bir yeğen bulmamız lazım galiba; yoksa bizimkini çalacaksın.
Güneş: Kimbilir, belki de.
Telefon çalar,
Güneş: Efendim?
Mehmet: Yine çalışıyor musun?
Güneş: Evet. Sen yine çalışmıyor musun?
Mehmet: Akşam bir şeyler içelim mi beraber?
Güneş: ......
Mehmet: Alo?! Orda mısın?
Güneş: Burdayım. Akşam...
Mehmet: Yalnız başıma dışarı çıkmaktan hoşlanmadığımı biliyorsun. Sen gelmezsen; Murat'ı götürmek zorunda kalacağım. Eğer bacak kadar çocuğu bara götürmemi istemiyorsan benimle buluşursun.
Barda;
Mehmet: Buyrun ne alırsınız?
Güneş: Şaka mı bu?!
Mehmet: Hanfendi sizi bilmem ama bazı insanlar çalışmak zorunda. O yüzden eğer siparişinizi söylerseniz
Güneş: Bir kahve alayım.
Mehmet:Sade? Sütlü?
Güneş: Sütlü.
Güneş: Şimdi sen burda ciddi ciddi çalışıyorsun.
Mehmet: Ne o bozulmuş gibi duruyorsun? Kafandaki zengin züppe imajına pek uymadı galiba bu?!
Güneş: Yoo.
Mehmet: Hazır. Eh! Para kazanmam lazım! Göz koyduğum kızın pahalı zevkleri var! Habire lunaparka gitmek istiyor.
Etiketler: alintilar, replikler








